MÜKELLEF HAKLARI BİLDİRGESİ
Klasik devlet anlayışında vergi; “devletin egemenlik gücüne dayanarak kamu giderlerini karşılamak amacıyla yaptığı zor alımdır” şeklinde tanımlanırdı. Küreselleşmenin hızla yaygınlaşması sonucunu doğuran teknolojik ve ekonomik gelişmeler, vergi idarelerini de değişimin içine çekerek, vergiye olan bakış açısını değiştirdi. Artık vergi; şeffaf kamu giderlerinin karşılanması için adalet, eşitlik ve yasallık ilkelleri çerçevesinde toplumsal uzlaşmayla alınan parasal değerler olarak tanımlanıyor. Bu bakış açısını model alan OECD ülkeleri, gelir idareleri tarafından yayımlanan mükellef hakları bildirgeleri ile bu değişimi çarpıcı biçimde ortaya koydu. Vergi mükelleflerinin sahip oldukları bir takım hakları gündeme getiren bu değişim vergi literatürüne mükellef hakları bildirgesi olarak girdi. Bu olgu kimi ülkelerde vergi yasaları içinde yer alan bir belge olarak, kimi diğer ülkelerde yasada yer almayan ancak idare tarafından deklare edilen bir belge olarak yerini aldı.
Artık günümüzde vergi gelirlerinin toplanmasında başarı sağlanabilmesi için mükelleflerle işbirliğine gidilmesi ve onların vergiye gönüllü uyumlarının artırılması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Vergilemenin mükellefe rağmen değil mükellefle birlikte yapılması ve bu konudaki mükellef beklentilerinin dikkate alınması gerekliliği mükellef haklarının ön plana çıkmasına neden oluyor.
Mükellef Hakları Bildirgesi genellikle, vergi ödeme süreci içinde mükellefin sahip olduğu hakları içeren bir belge olarak;
• Bilgilendirme, yardım ve haber hakkı,
• Başvuru hakkı,
• Verginin gerçek tutarını ödeme hakkı,
• Kesinlik hakkı,
• Gizlilik hakkı
konularından bir kısmını ya da tamamını içerir.
2005 yılında Gelirler Genel Müdürlüğü’nün yerine kurulan Gelir İdaresi Başkanlığı’nın temel kuruluş nedenleri arasında mükellef odaklılık ilkesi yer almakta. 5345 sayılı Kanunun 1. maddesinde yeni vergi idaresinin; gelir politikasını adalet ve tarafsızlık içinde uygulamak, vergi ve diğer gelirleri en az maliyetle toplamak, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu sağlamak, mükellef haklarını gözeterek yüksek kalitede hizmet sunmak suretiyle yükümlülüklerini kolayca yerine getirmeleri için gerekli tedbirleri almak; saydamlık, hesap verebilirlik, katılımcılık, verimlilik, etkililik ve mükellef odaklılık temel ilkelerine göre görev yapmak üzere kurulduğu belirtiliyor. Bu kapsamda Türk Gelir İdaresi, geçtiğimiz son günlerinde Mükellef Hakları Bildirgesini kamuoyuna açıkladı. Mükellef Hizmetleri Daire Başkanlığınca hazırlanan ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 10. nolu yayımı olarak yayımlanan Mükellef Hakları Bildirgesinin en önemli özelliği Türkiye koşullarına duyarlı olarak hazırlanmış olması. Çeviri niteliğinde olmayan ve diğer ülkelerin tarihsel geçmişlerine dayanan maddeleri içermeyen bu belge, İdare ile mükellef arasında çağdaş, samimi ve açık bir iletişimi öngörüyor.
Bildirgeler; ister yasal düzenleme olarak isterse İdarelerin tek taraflı niyet beyanı olarak yayımlanmış olsun, iki temel özelliğe sahip olmaları gerekiyor. Birincisi; idarelerin samimiyetle ve açıklıkla yerine getirmeyi ileri sürdükleri hakları bu belgelere dahil etmeleri, ikincisi de bu hakların hayata geçmesi yönünde çaba göstermeleri.
Gelir İdaresi Başkanlığı’nca yayımlanan Mükellef Hakları Bildirgesinin bir diğer özelliği de sadece mükellef haklarını içerip, mükellef yükümlülüklerini içermemesi. Bazı ülke uygulamaları irdelendiğinde önce mükellef haklarının sayıldığı ardından da mükelleflerin yükümlülüklerine yer verildiği görülmekte, hatta bir kısmında yükümlülükler, hakları elde etmenin koşulu gibi sıralanmakta.
Öncelikle, yasalarda yer alan tüm yükümlülüklerin bir de Mükellef Hakları Bildirgesinde yer alıyor olması, bilinenin tekrarından başka bir sonuç doğurmayacağı için bu yükümlülüklere yer vermeye gerek görülmemiş. Nitekim Vergi Usul Kanunu’nda “Mükellefin Ödevleri” başlığı altında etraflıca mükelleflerin yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler zaten yer alıyor. Bu nedenle yeni bir bakış açısıyla hazırlanan böyle bir belgede mükellef yükümlülüklerinden ayrıca bahsedilmemesi yerinde bir yaklaşım.
Bu gelişmeler vergi idarelerinin yeniden yapılandırılması sürecinde sadece organizasyon yapısında değişiklik yapılmakla kalınmadığı, aynı zamanda çalışma ilkelerinde ve mükelleflere yaklaşımda da kurumsal değişikliklere gidilmekte olduğunu ortaya koyuyor. Kuşkusuz mükellef haklarının bu şekilde sistematik bütünlük içinde kamuoyuna açıklanması bir yandan vergi idaresinin sunduğu hizmetin kalitesinin artırılması, diğer yandan da vergiye gönüllü uyumun sağlanması anlamında büyük önem taşıyor.
Mükellef hakları bildirgesinin yayımlanması sonrasında mükellef odaklı bir yapılanmaya gidilirken bu süreçte eğitilmiş personel desteği kritik öneme sahip. Mükelleflerin kendileriyle ilgili bakış açısının değiştiğini gözlemleyebilecekleri en iyi yer vergi daireleri. Buralardaki personelin mükellef veya mükellef temsilcisine yaklaşımı kritik önem taşıyor. Bu açıdan bakıldığında mükellef hakları bildirgesinin ilk giriş cümlesi içinde kaliteli hizmet sunulması, mükelleflere saygılı olunması, hizmet alan herkesi memnun etme çabası içinde olunacağının belirtilmesi son derece anlamlı bir başlangıç olmuş. Bir bankanın mevduat olarak geçici bir süre ile parasını bankaya vermesi karşılığında müşterisine gösterdiği saygılı yaklaşımın aynısı parasını devlete karşılıksız olarak veren vergi mükelleflerine de vergi dairesi tarafından gösterilebilmeli. Çünkü bu ülkede vatandaş olarak yapılabilecek fedakârlıkların en büyüğü, karşılıksız yapılan askerlik ve vergi vermek. Bu fedakârlıklar fark edilebildiği ölçüde vergiye olan gönüllü uyum artacaktır. Gelir İdaresinin Başkanlığı”nın mükellef hakları bildirgesi bu anlamda bir dönüm noktası.