AMORTİSMAN UYGULAMASINDA KARŞILAŞILAN PROBLEMLERE ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ II

Geçen haftaki yazımızda yeni amortisman sisteminin uygulanması sırasında yaşanan problemlerden kullanılmış iktisadi kıymetin amorti süresi, finansal kiralamada kiracı tarafından aktifleştirilen kullanım hakkının hangi sürede itfa edileceği, tebliğ ile belirlenen faydalı ömür kavramından ne anlaşılması gerektiği ve fevkalade amortisman ayırabilme prosedürünün pratik olmayışı konularına değinmiştik. Yazımızda değindiğimiz bu konularla ilgili çözüm önerilerimizi paylaşmış, sistemin uygulanmasında karşılaşılan diğer problemler için de çözüm önerilerimizi sunmaya devam edeceğimizi belirtmiştik. Yine yeni amortisman sisteminin uygulanması aşamasında sıklıkla karşılaşılan diğer problemlere değinmek istiyoruz.

Faaliyette Bulunulan Sektörün Belirlenmesi Her Zaman Mümkün Olamamakta

Amortisman konusu iktisadi kıymetlerin tebliğlerle yer alan sektörel sınıflaması zaman zaman yetersiz olabiliyor. Sektörel liste oluşturulurken ilgili iktisadi kıymetler ismen sayıldığı gibi bazen de kısa tanımlamalara başvurulmuş durumda. Sektörler listesiyle bir bir eşleşme yapmak gerektiğinde çok sayıda makine ve teçhizatın listede karşılığını bulmak bazen mümkün olmamakta. Buradan hareketle listede bulunmayan iktisadi kıymetler için Bakanlığa başvurulabileceği ileri sürülebilirse de yüzlerce sektörü ilgilendiren binlerce makine ve teçhizat için bunun rasyonel olduğunu söylemek oldukça zordur. Kuşkusuz benzer sektör ve benzer özellikler baz alınarak liste karşılığını bulmak işlemleri kolaylaştıracak. Bu durumda yapılacak kıyasın genel çerçevesinin Bakanlıkça çizilmesi ve listenin daha etkin kullanımının önünü açması gerekiyor. Örneğin şehir altyapısında kullanılan beton büzlerin imalini yapan bir firmanın kullandığı iktisadi kıymetler için amortisman süresini belirlemek istediğinde bu faaliyet kolu ile bir bir örtüşen sektör tanımlaması tebliğlerde yer almıyor. Yapılan faaliyete en yakın tanımlama 30. sırada yer alıyor. “Taş ve Topraktan/Kilden Yapılan Ürünlerin İmalatı” başlığında : “Kilden yapılmış çiniler, yalıtım işlevi gören toprak malzeme ve seramikler, porselen, beton, hazır beton, tuğla, kiremit, mermer, granit, çanak çömlek ve benzeri ürünler gibi toprak ve kilden yapılan ürünlerin imalatında kullanılan iktisadi kıymetler” şeklinde bir tanımlama var. Eğer firma bu tanımlamadan hareketle iktisadi kıymetlerine amortisman süresi belirleyebilecekse kıyaslamanın sınırlarını nasıl belirlendiğinin ortaya konması gerekir. Kıyaslama hiç kabul edilmeyecek ve bu durumdaki işletmelerin tamamının Bakanlığa başvurmaları gerekecekse bu durumda ciddi sayıdaki başvuruya hazırlıklı olmak gerekli. Bizim kişisel tecrübelerimize göre zaten bir çok firma bu kıyaslamalardan hareketle amortisman sürelerini belirliyor. Yapılması gereken uygulamaya yön verecek tarzda kıyaslamanın sınırlarını ve genel çerçevesini ortaya koymak.

Aynı şekilde iki sektör tanımlamasına giren işletmelerin hangi oranları belirleyecekleri konusunda da tereddütler bulunuyor. Listenin 58. satırında yer alan konaklama işletmeleri ile 59. satırında yer alan turistik tesisler için farklı oranlar söz konusu. Oysa konaklama işletmelerinin bir bölümü turistik tesis statüsünde. Bu durumda hangi oranların kullanılacağı belirsiz. Bakanlığın yayımladığı 339 no.’lu VUK Tebliğinde her ne kadar “birden fazla sektöre ilişkin işlerde kullanılan iktisadi kıymetler için en düşük amortisman oranının uygulanacağı” belirtiliyorsa da burada bir den fazla sektörde kullanım değil aynı sektörün birden fazla tanımlanmasından bahsedilebilir.

Benzer durumlarda yeni ihtilafların oluşmaması için mükelleflerin dilediği oranları seçmelerini mümkün kılmak en uygun çözüm olacaktır.

İmtiyazlı İşletmelerde (Yap İşlet, Yap İşlet Devret)  Amortisman Uygulaması

İmtiyazlı işletmeler yap işlet devret, yap işlet ve işletme hakkı devri gibi uygulamalarla son yıllarda gündeme daha yoğun olarak gelmekte. İmtiyazlı şirketler; sermayesi kâr ve zararı kendisine ait olmak üzere belli bir kamu hizmetinin kurulması ve/veya işletilmesini uzun süreli bir sözleşme ile yüklenen ve hizmetin kurulması, işletilmesi ve yürütülmesi açısından idarenin denetim ve gözetiminde bulunan ve özel kişiler tarafından kurulan şirketler olarak tanımlanabilir.

Sermayenin itfası (amortismanı) konusunda VUK’nun 325. maddesi dışında vergi kanunlarımızda yeteri bir düzenleme bulunmaması ve yeteri düzenleme olmamasından kaynaklı yaşanan problemler ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte diğer bir tartışılacak konu idare ile yapılacak hangi sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi kapsamında değerlendirileceğidir.

Bu konudaki düzenleme “3996 Sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap- İşlet –Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun” ile yapılmış bulunmaktadır. Bu yasanın 5. maddesinde yer alan; “idare ile şirket arasında imtiyaz teşkil etmeyecek nitelikte sözleşme yapılır ve bu sözleşme özel hukuk hükümlerine tabidir” hükmü Anayasanın 155. maddesine aykırı bulunarak iptal edildi. Daha sonra iptale gerekçe gösterilen Anayasanın 155. ile 125. maddeleri 4446 sayılı yasa ile değiştirildi. Kamuoyunda Tahkim Yasası olarak da bilinen bu yasayla özellikle yabancı yatırımcılar açısından özelleştirme ve yap işlet devret projeleri açısından özel hukuk hükümlerinin ve uluslar arası tahkimin uygulanması konusunda yeni bir döneme girilmiş oldu

Yapılan bu değişiklikler bu tür sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi anlamına gelmesini engellemekte ve ihtilafların özel hukuk hükümlerine göre çözülmesini sağlamakta ancak bu sözleşmelere taraf olan şirketlerin imtiyazlı şirket olup olmadıklarını düzenlememektedir.

Ortaya çıkan bu durum karşısında sözleşmeye taraf olan bu şirketlerin iktisadi kıymetlerini sermayenin amortismanı yoluyla mı yoksa özel maliyet bedeli kapsamında mı itfa edecekleri belirsizliğini koruyor. Bizim kişisel yaklaşımımız bu şirketlerin imtiyazlı şirket olarak kabul edilmeleri olayın gerçek mahiyetini tespit etmek bakımından daha uygun olanıdır. Ancak bu durumda sermayenin itfasına ilişkin hükümlerin en kısa sürede yeterli hale getirilmesi gerekiyor. 

Yatırım Dönemi İçinde Amortisman Ayrılabilir Mi?

  Aktife girme kavramı ile bir iktisadi kıymetin iktisap edilerek defter kayıtlarına geçirilmesi, değerleme gününde envantere dahil olması ve kullanılmaya hazır halde bulundurulması kastedilmekte. İlgili iktisadi kıymetin fiilen işletmede kullanılıyor olması gerekmiyor. Ancak kullanılmaya hazır halde bulunmayan bir iktisadi kıymet için amortisman ayırmak mevcut düzenlemeler dikkate alındığında mümkün değil. Bu nedenle yatırım dönemi içinde satın alınan iktisadi kıymet henüz kullanıma hazır halde olmadığından amortismana konu edilemez. Kullanılmadığı halde bir yıpranma durumunun söz konusu olması da kullanılmaya başlanılmadan amortisman ayırmanın gerekçesi olamaz. Ancak komple yatırım tamamlanmadığı için birkaç yıl yapılmakta olan yatırımlar hesabında bulunan bu kıymetlerin bekleme süreleri amortisman sürelerinden indirilebilir. Böylece beklemeden kaynaklı yıpranma kullanılmaya başlanıldığı andan itibaren dikkate alınmış olacaktır.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir