Yeni Kurumlar Vergisi Kanunu Hazır

Kurumlar Vergisi Kanununda yapılması düşünülen değişiklikler üzerindeki çalışmalarda sona yaklaşılıyor. Uzun zamandır Vergi Konseyi ve Maliye Bakanlığı bürokratları arasında yürütülmekte olan çalışmalar hemen hemen tamamlanmış durumda. Üzerinde çalışılan yasa taslağının Başbakanlığa sevk edilmesinin ardından bu yılın sonuna kadar yasalaşması bekleniyor. Üzerinde çalışılan metne son şekli verilirken özel sektörün beklentileri ile bütçe disiplini ve olanakları birlikte dikkate alındı. Yeni yasada idare ile vergi mükellefleri arasında sürekli ihtilaf olan noktalardaki belirsizlikler giderilirken vergi literatürüne OECD ülkelerinin birçoğunda kullanılan yeni vergi müesseseleri kazandırıldı.

Bu güne kadar Kurumlar Vergisi Kanunu değişikliği ile ilgili olarak gündeme bir çok değişiklik önerisi getirildi. Bunların bir kısmı teorik düzeyde olumlu yaklaşımlardı kuşkusuz, ancak uygulanabilirlik açısından değerlendirildiğinde yeni sorunları gündeme getirmesi de kaçınılmaz gözüküyordu. Kurumlar vergisiyle ilgili yapılması düşünülen değişikliklerle ilgili olarak gelinen son nokta konu başlıkları itibariyle şöyle özetlenebilir.

Transfer Fiyatlaması: Bu model mevcut kanunda yer alan örtülü kazanç müessesesini de kapsayan ve OECD ülkelerinde uygulanan bir model. Şirket karlarının vergisiz olarak aktarılmasının önüne geçilmesini sağlayacak bir düzenleme. Kurumlar Vergisi Kanunu”nun 17. maddesinde düzenlenmiş bulunan örtülü kazanç müessesesi kazancın vergisiz olarak aktarımını yasaklayan bir vergi güvenlik müessesesi olarak yasalarımızda zaten mevcut. Şirketlerin dolaylı veya dolaysız ilişkide bulunduğu gerçek ve tüzel kişilerle olan alım, satım, imalat, inşaat, hizmet, kiralama, ödünç para verme ve ücret ilişkilerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük bedellerle işlem yapılması örtülü kazanç dağıtımı olarak kabul ediliyor. Ancak kanunda yer alan emsal ve göze çarpacak derecede ibarelerinde ne anlaşılması gerektiği belirsiz. Ayrıca emsal kıyaslamasında işletme içi emsalin bulunmadığı durumlarda neyin emsal alınacağı konusu da belirsiz olan konuların başında yer alıyordu. Örneğin sadece yurt dışında bir firmasına mal veya hizmet satan bir işletmenin, karı yurt dışında bırakmak için bir fiyat belirlemesi durumunda başka bir işletme içi emsal bulunmadığından yapılan eleştiriler yasal dayanaktan yoksun kalıyordu. Bu tür belirsizlikler uzun yıllardan beri idare ile yargı arasında sürekli ihtilaf yaşanmasına neden olmaktaydı.

Transfer fiyatlaması modelinde bir yandan bariz farklılıktan ne anlaşılması gerektiği blirlenirken, diğer yandan neyin emsal olarak alınacağı açıklığa kavuşturuluyor. Firmaların kendi satış fiyatı veya firmaların kendi maliyetine kar ilavesi ile bulunacak rakamlar emsal kıyaslamasına baz teşkil ederken bariz farklılıktan %30 veya %50 gibi bir farklılığın anlaşılması gerektiği somut olarak ortaya konuyor.

Örtülü Sermaye: Mevcut yasal düzenlemede tartışma alanlarından birisi de örtülü sermayeden ne anlaşılması gerektiği ile ilgili bulunuyor. KVK’nun 16. maddesinde özetle; şirketlerin dolaylı veya dolaysız ilişkide bulunduğu gerçek ve tüzel kişilerden yaptıkları borçlanmalar bu şirketlerde devamlı olarak kullanılır ve bu borçlarla şirketin özsermayesi arasındaki oran emsali kurumlara nazaran bariz bir farklılık gösterirse bu borçlanmalar örtülü sermaye kabul ediliyor. Örtülü sermaye kabul edilen bu tür borçlanmalar için ödenen faiz ve kur farkı gibi ödemeler kanunen gider kabul edilmiyor. Mevcut düzenlemede yer alan sürekli, emsali kurum ve bariz farklılık gibi ibareler sürekli yargıda ihtilaflara neden olmaktaydı. Yeni düzenlemede borç/ özsermaye oranının belli katsayıyı aşması durumunda aşan kısmın örtülü sermaye kabul edilerek net bir tanımlamaya gidiliyor.Örneğin borç/ özsermaye oranının 1,5 veya 2 gibi bir oranı aşması durumunda aşan kısmın örtülü sermaye olarak kabul edilmesi gündeme gelecek. Ancak bir noktayı belirtmek gerekir ki borç/ özsermaye oranı belirlenirken borç veren şirketin borç alan şirketteki sermaye payının dikkate alınması daha objektif bir yaklaşım olacaktır.

Konsolide Vergi Beyannamesi: Aynı gruba ait şirketlerin konsolide beyanname vermesi de gündeme gelen konulardan biriydi. Ancak bunun uygulanabilirliği fazla olmadığı için sıcak bakıldığını sanmıyoruz.

Kooperatifler ile Vakıf ve Derneklere İlişkin Düzenleme: Vakıf ve derneklerin iktisadi işletmeleri kurumlar vergisine tabi bulunuyor. Ancak vakıf ve derneklerin hangi faaliyetleri iktisadi işletme kapsamına girdiği belirsiz olan konuların başında yer alıyordu. Yeni düzenlemede iktisadi işletmenin tanımı net olarak ortaya konuluyor.

Yeni kanun tasarısında yer alan önemli konulardan birisi de kooperatiflere ilişkin bulunuyor. Müteahhitlerin kooperatif kurmak suretiyle vergi kaçırmalarının önüne geçecek bir düzenleme yapılıyor. Özel inşaatlarla ilgili de GVK’nunda paralel bir düzenleme yapılacak.

Zarar Mahsubu: Şirketlerin zararlarını geçmiş yıl kazançlarından mahsup etmek suretiyle iade alabilmesine yönelik bir düzenlemenin yeni yasada yer alması tartışılan konulardan biriydi. Ancak Bakanlık bu düzenlemeye sıcak bakmıyor.

Yatırımlara Yeni Düzenleme: 500 milyon Euro ve üzeri yatırımların özel olarak teşvik edilmesi planlanıyor. Bu tür yatırımlardan normal vergi oranının 1/2 veya 1/3 gibi bir oranla vergileme yapılması gündemde. Maliye Bakanlığı bu konuda geçmişte bazı büyük yatırımcılara sağlanan bir kısım imkanların spekülasyon konusu olmasını dikkate alarak bu tür yatırımlara sağlanacak imkanların kriterlerini ortaya koymayı planlıyor. Bu kriterler dahilinde Maliye Bakanlığı”na veya hükümete insiyatif verilecek. Bir çok Avrupa ülkesinde modern bir vergi yöntemi olarak uygulanan gizli vergi anlaşmasını çağrıştıran bu düzenleme ile yerli ve yabancı büyük yatırımcılara cazip imkanlar sunulmak isteniyor.

Yatırımlara ilişkin bir diğer gelişme de hükümetin 49 ili teşvik kapsamına almış olmasına rağmen halen yatırımların büyük bir çoğunluğunun İstanbul İzmit gibi bölgelere yoğunlaşmış olmasından duyulan rahatsızlık. Mevcut yasal düzenlemede yer alan ve gelişmiş bölgelerde de yararlanılan %40”lık yatırım indiriminin kalkınmada öncelikli yörelere verilen teşviki gölgelediği ve bu nedenle bu bölgelerin istenilen düzeyde teşvik edilemediği düşünülüyor. Bu nedenle her bölgede uygulanmakta olan genel yatırım indirimi teşviki kaldırılıyor. Yatırım indiriminin kalkacak olmasıyla şirketler önemli bir vergi avantajından mahrum kalacak.

Tam Mükellefiyet-Dar Mükellefiyet: Yeni düzenlemede tam ve dar mükellefiyet ayrımı ortadan kaldırılıp yerli ve yabancı firmaların genel ilkeler itibariyle aynı düzenlemelere tabi olmaları, özel şartlar bağlamında farklılaştırmaya gidilmesi öngörülüyor.

Kurumlar Vergisi Oranı: Yeni kurumlar vergisi yasasının en çok merak edilen yanı kuşkusuz vergi oranlarına ilişkin bölümü. Kamuoyunda bir çok öneri gündeme getirildi. Bunlardan biri kurumlar vergisi oranının bir anda değil kademeli olarak indirilmesi. Diğeri ise ikili bir oran uygulamak ve KOBİ kapsamındaki şirketleri daha düşük diğerlerini daha yüksek oranda vergilemek.

Geçmiş yazılarımızda nasıl bir vergi indirimi yapılması gerektiği sorusunu cevaplarken öncelikle indirim ve istisna uygulamalarının dikkate alındığında fiilen muhatap olunan vergi oranının(efektif vergi oranının) bilinmesi gerektiğini, Türkiye”de efektif vergi oranının kanuni vergi oranının yarısından daha az bir orana karşılık geldiğini ve kanuni vergi oranları düşürülürken efektif vergi oranlarının artırılmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etmiştik. KOBİ tanımlamasında yaşanacak güçlükler de dikkate alındığında bir defada yapılacak iyi bir oran indirimin mükellefler üzerinde etkisi daha güçlü olacaktır. Yeni yasal düzenlemede beklentileri karşılayacak tek bir oran indiriminin yapılması gerekliliğinin bir diğer nedeni de Bakanlığın kayıt dışılıkla mücadele yaklaşımında gizli. Maliye Bakanlığı”nda kayıt dışılıkla ilgili tüm alt yapı çalışmaları tamamlanmış durumda. Mükelleflerle ilgili tüm veriler “veri ambarı projesinde” toplanıyor. Bu toplanan veriler kontrol ediliyor, tasnif ediliyor ve takip edilecek mükellefler belirleniyor. Tüm mükellefler merkezden takip ediliyor. Maliye Bakanlığı bu değişiklikler ile mükelleflerin vergi oranı yüksekliği dolayısıyla kayıt dışılığa yöneldikleri mazeretini ortadan kaldıracağını düşünüyor. Cezalar bundan sonra daha caydırıcı ve tavizsiz olarak uygulanacak.     

Yeni yıldan itibaren kurumlar vergisi oranı %20 olarak tek oran uygulanacak. Bu indirime paralel olarak da gelir vergisinde vergi dilimi sayısı beşden dörde indirildi.  Böylece gelir vergisinde de en düşük oran %15 olarak uygulanırken en yüksek oran %35 olarak uygulanacak. Kurumlar vergisi oranında bir defada yapılan indirimle birlikte kademeli vergi indiriminden ve KOBİ tanımlamasından vazgeçilmiş oldu.