Vadeli Mevduat, Banka Kredileri Ve Repo İşlemlerinin Değerlemesi Ve Stopaj Sorunu
Vadeli mevduat ve repo işlemlerinde değerleme günü itibariyle henüz vadesi dolmamış hesapların değerleme günü itibariyle işlemiş faizlerinin (vadenin cari yıl içinde kalan bölümüne isabet eden kısmının) hesaplanarak gelir yazılıp yazılmayacağı uzun yıllardır tartışıla gelmiş bir konudur. Tartışmanın ana merkezini bankaların mevduat hesaplarıyla ilgili olarak değerleme günü itibariyle gider tahakkuku yapıp kurum kazancından indirmesi buna karşın mevduat sahipleri tarafından değerleme günü itibariyle gelir yazılmaması oluşturuyordu. Konu hakkında Maliye Bakanlığı 67 seri no.lu KVK Genel Tebliği ile düzenleme yaparak mevduat sahipleri tarafından kıst döneme isabet eden faizin gelir yazılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yaptı. Ancak yapılan bu düzenleme Danıştay tarafından iptal edildi. Hemen belirtelim ki, tartışmanın bireysel yatırımcıları ilgilendiren bir yönü bulunmuyor, konu sadece ticari kazanç sahibi mükellefleri ve şirketleri ilgilendiriyor.
5228 sayılı Kanunla VUK”nun alacak ve borçların değerlemesine ilişkin 281 ve 285. maddelerine birer cümle eklenerek konunun bu yönüne ilişkin tartışmalara son verildi. Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit alacaklar ve borçların değerleme gününe kadar hesaplanacak faiziyle birlikte dikkate alınacağı madde metnine ilave edildi. Böylece kıst döneme isabet eden faiz geliri ve faiz giderinin hesaplanması kesinleşmiş oldu. Örneğin bir şirket 01.10.2004 tarihinde bir yıl vadeli mevduat hesabı açtırmışsa ve vade sonunda da 160 milyar faiz geliri elde edecekse bunun 40 milyarlık kısmını 2004 yılı kurum kazançlarına dahil edecek, geri kalan 120 milyarlık kısmını da 2005 yılı kurum kazançlarına dahil edecek. Bu kural şirketin bir yıl vadeli kredi kullanması durumunda gider yazabileceği tutarlar için de geçerli. Şirketler repo hesapları için de aynı şekilde işlem yapacaklar.
Ancak bir diğer yönüyle konu tartışılmaya devam etmektedir. Yıllık beyannamede gösterilen gelire dahil kazanç ve iratlardan kesilmiş bulunan vergiler beyanname üzerinden hesaplanan kurumlar ve gelir vergisinden mahsup edilmekte, mahsubu yapılacak miktar gelir ve kurumlar vergisinden fazla ise mükellefe iade edilebilmektedir. Vadeli mevduatta faiz gelirine ilişkin vergi kesintisi vade tarihinde yapılmakta; değerleme günü itibariyle işlemiş faiz geliri için bir stopaj yapılmamakta. Bu durumda vade sonunda faiz gelirinin tamamı üzerinden yapılan stopajın hesaplanan gelir/kurumlar vergisinden mahsubunun nasıl yapılacağı yeni bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor. Örneğimizden hareketle 2004 yılı kurum kazaçlarına 40 milyar, 2005 yılı kazançlarına 120 milyar dahil edilirken banka tarafından vergi kesintisi 01.10.2005 tarihi itibariyle ve 160 milyar üzerinden olacak. 2005 yılında toplam tutar üzerinden kesilen bu vergi hangi esaslara göre mahsup edilecek?
Kıst dönem faiz gelirinin beyan edilmesine ilişkin yasal düzenleme öncesinde, 67 seri no.lu KVK Genel Tebliğinin yürürlükte bulunduğu dönemde tereddüt kısmen giderilmişti. Konuya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 2000/2 seri numaralı Kurumlar Vergisi İç Genelgesinde vadesi değerleme gününden sonra gelen vadeli mevduat, repo ve ters repo işlemlerinde değerleme gününe kadar tahakkuk eden faiz geliri üzerinden ilgili dönem beyannamesinin verilmesi gereken sürenin sonuna kadar tevkif edilmiş olan verginin, beyannameye ithal edilen gelire isabet eden kısmının hesaplanan vergiden mahsup edilmesi esası getirilmişti. İç genelgedeki düzenlemeye göre örneğin vadesi bir yıl olan ve 01.02.2005 tarihinde vadesi dolacak olan mevduattan bir şirket 120 milyar faiz geliri elde ettiğinde bu tutarın 110 milyarı 2004 yılı kurum kazançlarına dahil edilecek ve toplam 120 milyar üzerinden 12 milyar vergi kesintisi yapılmışsa bunun 11 milyarlık kısmı 2004 yılı kazançları üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilecek. Aynı mevduatın vadesinin 15 Nisan 2005 tarihinden sonra dolması durumunda 2004 yılı kazançlarına dahil edilmesi gereken faiz geliri için beyanname verme süresine kadar henüz vergi kesintisi yapılmamış olduğundan herhangi bir mahsup öngörülmüyordu. Bu durumda örneğin vadesi bir yıl olan ve vadesi 01.05.2005 tarihinde dolacak olan vadeli mevduattan 120 milyar faiz geliri elde edilecekse bunun 80 milyarlık kısmı 2004 yılı ticari kazaçlarına dahil edilecek ancak kazanç üzerinden hesaplanan vergiden herhangi bir mahsup yapılamayacaktır.
67 seri no.lu KVK Genel Tebliğinin Danıştay tarafından iptal edildiği ve konunun yeniden kanun maddesi olarak düzenlendiği dikkate alındığında kıst dönem geliri olarak kurum kazançlarına dahil edilme zorunluluğu bulunan faiz gelirlerine ilişkin stopajın mahsup esasları yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu gereklilik VUK”nun 281 ve 285. maddelerinde yer alan değerleme hükümlerinin geçici vergi dönemlerinde de uygulanacağı dikkate alındığında daha fazla önem kazanıyor. Zira bu iç genelge; kurumlar ve gelir vergisinden mahsup edilmesi gereken vergilere ilişkin bir düzenleme getirdiği için yıllık beyanname verme süresi sonuna kadar tevkif edilen verginin beyannameye ithal edilen gelire isabet eden kısmının mahsubuna olanak tanıyor. Oysa geçici vergi dönemleri itibariyle de değerleme hükümleri gereği gelir yazılması sözkonusu.Bir takvim yılında 4 adet geçici vergilendirme dönemi var ve her bir geçici vergilendirme döneminde vade dolmasa dahi işlemiş faizler gelir olarak dikkate alınacak.Yapılacak yeni düzenlemede geçici verginin beyan edileceği sürenin sonuna kadar tevkif edilmiş olan verginin beyannamelere ithal edilen gelire (önceki geçici vergilendirme dönemleri dahil) isabet eden kısmının ilgili dönemdeki hesaplanan vergiden mahsubuna olanak tanınmalı. Bu durumda önceki geçici vergilendirme dönemlerinde gelir yazılan kazançların stopajı yasal olarak mümkün olan en kısa sürede mahsup edilmiş olacak. Beklentiler Maliye Bakanlığının bu çerçevede düzenleme yapacağı yönünde.
Konuya ilişkin vergi adaletine en uygun çözümün her bir vergilendirme döneminde beyan edilen gelire isabet eden stopajın hesaplanarak, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi olduğu gündeme getiriliyor. Ancak mevcut yasal düzenleme sadece kesilen verginin mahsubuna olanak tanıdığından Bakanlığın böyle bir düzenleme yapması mümkün değil. Hemen belirtelim ki, bankaların şirketlere yönelik kredi kullandırmaları sırasında gider yazılacak tutar kredinin kullanım süresine göre hesaplanacak. Yıl sonuna yakın bir zamanda kullandırılan kredinin faizinin peşin ödenmesi suretiyle ödenen kısmın tamamının gider yazılması mevcut düzenleme sonrası mümkün değil. Bazı özel bankaların şirketlere peşin ödenen faizin tamamının gider yazılabileceğine ilişkin açıklamaları yapılan son değişiklik sonrasında doğru bir yaklaşım olmayacaktır.