LİMİTED ŞİRKETLERDE ORTAKLARIN VE KANUNİ TEMSİLCİLERİN KAMU BORÇLARINDAN SORUMLU TUTULMALARI
Ticaret Kanunumuzda ilk defa 1926 yılında yer alan limited şirketler; sadece iki ortakla kurulabilmeleri, anonim şirketlerde olduğu gibi yönetim kurulu ve denetçi tayininin zorunlu olmaması, ortakların arasından veya dışarıdan tayin edilecek bir müdür ile şirketin en geniş şekilde temsil edilebilmesi, ünvan değişikliği, sermaye artırımı ve müdür tayini gibi konularında prosedürlerin az olması nedenleriyle tercih edilmekte.
Limited şirketlerde aksi kararlaştırılmadıkça ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve temsile yetkili bulunuyor. Ancak şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile idare ve temsil yetkisi ortaklardan bir veya bir kaçına bırakılabileceği gibi ortak olmayan kimselere de bırakılabiliyor. Ticaret Kanunumuzda ortak olmayan kimselere idare ve temsil yetkisinin bırakılması durumunda bu kimselerin yetki ve görevleri hakkında ortak olan müdürlere ait hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş.
Limited şirketlerde kanuni temsilcilerin ve ortakların kamu borçlarından dolayı üstlendikleri sorumlulukların kapsamı ve niteliği iki ayrı kanunda düzenlenmiş bulunuyor. Sorumluluğun kapsamı ve niteliği belirlenirken hem Vergi Usul Kanununda hem de 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun da yer alan düzenlemelerin birlikte ele alınması; Danıştay Kararlarının da konuya ilişkin yaklaşımlarının göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
1- Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu
213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen 10. maddesinde, “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.” hükmü yer almakta.
Bu düzenlemenin kapsamına genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar; il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar; bu vergi, resim ve harçların zam ve cezaları girerken sadece gümrük ve tekel idareleri tarafından alınan vergi ve resimler kapsam dışında bulunuyor.
6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun (AATUHK) değişik 35. maddesinde,
“Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan sorumlu olurlar ve takibe tabi tutulurlar.” hükmü yer almakta,
Mükerrer 35. maddesinde de; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs ve kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.” hükmü yer almaktadır.
Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde kanuni temsilcilerin sorumluluğu düzenlenmişken konunun ayrıca 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesinde de düzenlenmiş olması zaman zaman duraksamalara neden olmakta. Oysa 6183 sayılı Kanunda bu hüküm kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme pirimi gibi bazı kamu alacaklarının VUK’nun 10. maddesine göre takibinin yapılamaması nedeniyle getirilmiş bulunuyor. 6183 sayılı Kanunun tüm amme alacaklarının tahsil usulünü düzenleyen bir kanun olması karşısında mükerrer 35. maddenin vergi ve buna bağlı alacaklar için de uygulanması gerektiği yönünde vergi idaresinin genel bir yaklaşımı bulunuyor.
VUK’nunda yer alan düzenlemenin vergi, resim ve harçlar ile bunlara bağlı alacaklarla ilgili özel bir hüküm getirmiş olması ve 6183 sayılı kanunda yer alan düzenlemenin gerekçesi dikkate alındığında kanuni temsilcilerin takibi için uygulanacak madde;
-Vergi, resim ve harçlar ile bunlara bağlı alacaklar için VUK’nun 10.maddesi
-Diğer amme alacakları için 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesi olmalıdır.
Nitekim bu konuya ilişkin Danıştay’ın yaklaşımı vergi ve buna bağlı alacaklar için kanuni temsilcinin takibinin VUK hükümlerine göre yapılacağı, 6183 sayılı kanunun mükerrer 35. maddesine göre takip yapılamayacağı yönünde.
Gerek vergi ve buna bağlı alacaklardan gerekse diğer amme alacaklarından dolayı kanuni temsilciler hakkında takibe geçilmeden önce asıl amme borçlusu olan limited şirket hakkında takip yapılması zorunlu.
Limited şirketin tüzel kişiliği nezdinde sürdürülen takip muameleleri sonucunda; haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması, haczedilen mal varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme sonucu tespit edilen değerin amme alacağını karşılamaması, borçlunun iflas etmiş olması halinde iflas idaresi ile kurulan irtibat sonucu amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi hallerden herhangi birinin varlığı halinde takip muamelesine kanuni temsilciler adına 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesine göre tanzim edilecek ödeme emrinin tebliği suretiyle başlanacaktır
Birden fazla kanuni temsilci bulunması halinde, kanuni temsilcilerin sorumluluk şekli belirlenerek müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar hakkında tahsil edilemeyen amme alacağının tamamı için her bir temsilciye ayrı ayrı ödeme emri düzenlenerek takip yapılacak.
2-Ortakların Sorumluluğu
6183 sayılı kanunun 35.maddesine göre limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hissesi oranında doğrudan doğruya sorumlu olacaklar. Bu madde değişmeden önce ortakların sorumluluğu sadece koydukları veya koymayı taahhüt ettikleri sermayeyle sınırlı idi. 29.07.1998 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle sermaye hissesi oranında bir sorumluluk getirilerek amme alacağının tamamının güvence altına alınması sağlanmış oldu.
Hemen belirtmek gerekir ki, limited şirket ortağının amme borçlarından takibi için yine temel şart amme alacağının asıl borçlusu olan şirketin mal varlığından tahsil edilememiş olmasıdır.
Limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde pay defterinde yer almakta. Ortakların sorumluluğu belirlenirken bu kayıt ve belgeler baz alınarak işlem yapılacak. Takip konusu amme alacağının ait olduğu dönemde ve ödeme zamanında farklı kişilerin ortak olmaları durumunda bu kişiler hakkında müşterek ve müteselsil sorumluluk esaslarına göre işlem yapılacak.
Limited şirket ortağının aynı zamanda şirketin kanuni temsilci niteliğine sahip olması durumunda takip; sermaye hisseleri oranında değil, birinci bölümde açıklanan tarzda ve amme alacağının tamamından müşterek ve müteselsil sorumluluk esaslarına göre yapılacaktır.